• BIST 1.205
  • Altın 481,660
  • Dolar 7,8800
  • Euro 9,2849
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 13 °C

ÇANTA MUHABBETLERİ

METİN YAZICI

Bana “Yahu yıllardır elinde çantayla dolaşıyorsun. Ne yapıyorsun bu çanta ile. İçinde neler var?” diye soranların ya da “Çantada pişer, bize de düşer” şeklinde, kinaye ile takılanların sayısı oldukça fazla.
Hani çok da merak ettiklerinden değil, muhabbet olsun diyedir bu takılmalar biliyorum.
İşte bu yazı, biraz da o çanta ve içindekiler ile ne yaptığımın öyküsüdür.
Öncelikle şunu belirteyim ki; çantamın içinde hiçbir zaman beni ya da kap kaç yapma ihtimali olan kişileri ihya edecek miktarda para olmamıştır.
Birkaç gazete, dergi, kitap, not kağıdı, kalemler, kartvizitler, ödenmesi gereken faturalar falan vardır.
Her zaman ve hepsi bunlardan ibarettir.
Ama evet. Çantam ve ben ayrılamayız.
Yeri gelmişken, bir ‘gönderme’ yaparak devam edeyim:
Ben neredeyse 35 yıldır evrak yüklü bu çantayla dolaşırken; hasbelkader ve beş parasız siyasete başlayıp, çanta dolusu banka hesabı olanlar da var elbet…
Zaman zaman keyiflerini kaçırdığım için;  beni pek sevmediklerini ve ‘Sürünsün o çanta ile’ dediklerini bilirim.
Olsun. Halimden memnunum. Hiç olmazsa kendi çantamı taşıyorum…
Elimde çanta dolaşıyorum da ne mi yapıyorum:
Kimi zaman bir siyasi partinin ilçe binasında, kimi zaman bir esnafın işyerinde, kimi zaman sosyal ya da kültürel bir etkinlikte, kimi zaman bir dernek binasında,  cadde ve sokaklarda insanlarla sohbet ediyorum.
Hem de her telden…
Yani bir anlamda, işim gücüm muhabbet!
Bu muhabbetler çoğu zaman birbirinin tekrarı, can sıkıcı, keyifsiz, niteliksiz şeyler olabiliyor.
Ama zaman zaman; bana, birçok insana, yaşadığım şehre, yönetene, yönetilene, çalışana, çalışmayana; faydalı, ders, örnek olan, düşünmeye sevk eden, harekete geçiren muhabbetler de oluyor elbet.
Bugün sizlerle, ‘çantaya atmaya’ değer bulduğum o sohbetlerden birkaçını paylaşacağım.
İlginizi çeken olursa, o konuyu karşılıklı derinleştirebiliriz…
19 Mayıs Caddesi’nde yürüyorum.
Bir esnaf arkadaşım, neredeyse önümü keserek durdurdu.
“Bir ilan vermek istiyorum. Kaç paraysa peşin ödeyeceğim” dedi.
Nasıl bir ilan olacak?
“Çeyrek sayfa. Tebrik ilanı”
Kimi tebrik edeceksin?
“Vatandaşı tabi ki!” dedi ve ekledi:
“Başlığını TEBRİK EDİYORUM şeklinde büyük harflerle yazacaksın.
Devamı da şöyle olacak:
“Aylardır işsiz olmasına rağmen gıkını bile çıkarmayan, yol kesmeyen, işverenlerin gırtlağına yapışmayan vatandaşlarımızı TEBRİK EDİYORUM.
Dükkân açıp kirasını, personel maaşını, vergi borcunu, elektrik, su, telefon, faturalarını, çeklerini ödeyebilmek için umutla, gayretle çalışan esnafımızı TEBRİK EDİYORUM.
Emekli maaşı ile kıt kanaat geçinmeye çalışan ama yine de torununa harçlık veren büyüklerimizi TEBRİK EDİYORUM.
Kredi kartı borçlarını güç de geç de olsa ödeyebilen herkesi TEBRİK EDİYO-RUM.
Sokaklarda yatıp kalkan ve insan yerine konmamasına rağmen, yine de umut kırıntılarından güç alıp hayata tutunmaya çalışan düşkünlerimizi TEBRİK EDİYORUM.
Borç verebilen ya da aldığı borcu geri ödeyen, kendi zor geçinirken ihtiyacı olana yardım etmeye çalışan  vatandaşlarımızı TEBRİK EDİYORUM.
Yıllardır iyi bir restaurantta  ailesi ile birlikte yemek yiyememiş, tatile çıkamamış çoluğuna çocuğuna yeni kıyafetler alamamış olmasına rağmen ‘Allah daha beterinden saklasın’ diyebilecek kadar haline şükreden emekçilerimizi TEBRİK EDİYORUM.
Listemi uzatacağım ama çok para istersin”  diyerek de sözlerini bitirdi.
Bir an duraksadım. ‘Çeyrek sayfaya ansiklopedi sığdırmak böyle bir şey herhalde’ diye düşündüm.
Ve “Bu söylediklerini yazacağım. Para da istemez” diye onu TEBRİK EDEREK yanından ayrıldım.
Bu da başka bir muhabbetten:
“Bu sabah evden dışarı çırılçıplak çıktım”
Nasıl yani?
“Bildiğin çırılçıplak”
Peki bu üstündekiler?
“Öyle değil. Ruhen yani”
Anlat bir bakalım: 
“Ruh halimin gardrobuna şöyle bir baktım. Bu gün sokağa hangi kostümlerimi kuşanıp da çıksam diye geçirdim aklımdan.
İyimser mi olsam karamsar mı? Çalışkan mı olsam tembel mi? Duygusal mı olsam gerçekçi mi? Esprili mi olsam ciddi mi? Şüpheci mi olsam saf mı? Yardımsever mi olsam acımasız mı? Hareketli mi olsam durgun mu? Bencil mi olsam paylaşımcı mı? Güler yüzlü mü olsam somurtkan mı? Kibar mı olsam kaba mı? Korkak mı olsam cesur mu? Konuşkan mı olsam suskun mu?
Maymuna döndük kardeşim! Ne olacağımızı, nasıl davranacağımızı şaşırdık. Kafada bin türlü düşünce, sıkıntılar, dertler, ihtiyaçlar alt üst etti ruh halimi.
Şu an tam da sana bahsettiğim gibi çırılçıplağım. Maskesizim yani.
Aha da sen çıktın karşıma. İyi ki de çıktın. Dışımdakilere değil, içimdekilere bakacak birilerini arıyorum. Sen gazetecisin. Halden anlarsın ”
Başka bir muhabbetten:
“Hırsız için en kötü adam polistir abi. Herkese iyi olamazsın.”
Bir başkasından:
“Şeytanın aklından hiç iyilik geçmez! Kimlerle arkadaşlık kurduğuna dikkat edeceksin”
Bir başkasından:
“Dinini tilkiden öğrenirsen, tavuk çalmayı sevap zannedersin”
Centilmen bir arkadaşımdan:
“Onu ne zaman görsem ‘Pendik’in en güzel kadınısın. Aynı Suzan Avcı’ya benziyorsun’ derdim. Yaşlandı. Saçları ağardı. Dişleri döküldü. Her karşılaştığımızda ‘Ne olur bana yine aynı sözleri söyle’ der.
Ben de söylerim…”
Bir yalnız arkadaşımdan:
“Abi öyle yalnızım, öyle yalnızım ki yanıma dünyayı koysalar yine de iki kişi olamam…”
Tatile çıkamamaktan şikayetçi bir dostumdan: 
“Olaya bak ya. Yaşım ilerledi. Ölüp gideceğim. Ne Amerika’yı gördüm, ne Afrika’yı, ne Asya’yı.
Almanya’yı, Fransa’yı, İngiltere’yi, İsviçre’yi merak ediyorum. Bırak daha KKTC’yi bile görmedim. Memleketimi dolaşamadım. Doğru dürüst İstanbul’u bile bilmiyorum.
Bu dünyada yaşadım ama dünyalı sayılamam”
Tatilden dönen bir arkadaşımdan:
“Geçenlerde tatile çıktım. Bir Fransız ile karşılıklı oturuyorduk. Gözlerle selamlaştık. Ama iki kelime edemedik. O Türkçe ben Fransızca bilmiyordum. Ama sorsan ikimiz de dünyalıyız. Yani o ya da ben uzaydan gelmedik. O tavuk, ben hindi değilim.
Bir düşündüm de; 7.5 milyar insanız. Karşı karşıya gelsek çoğu ile konuşup sohbet edebilmem, anlaşmam mümkün değil.
Şu insanoğlunun ‘dilini’ eşek arısı soksun emi!”
İşte böyle.
Benim çantada daha neler var neler.
Anlatsam dinlemekten, yazsam okumaktan yorulursunuz.
Dedim ya, işim gücüm muhabbet.
Siz beni gazeteci sanıyordunuz değil mi?
Annem de öyle biliyor.
Bu kısım aramızda kalsın lütfen…

Bu yazı toplam 7782 defa okunmuştur.
https://www.facebook.com/bogazicihaber4
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Boğaziçi Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim